25 Temmuz 2010 Pazar

18-25 lira aralığında lezzet başka bir şey, kalite başka...


doğru dürüt bir iki yıldır şarap içiyorum ve bir şekilde doluca ve özellikle dlc serisi tüketirken buldum kendimi. doğrusu fazla da bir seçeneğim yoktu. haftada 3-4 kere içtiğim akşamlar olduğundan 25 lira bile benim bütçemi zorluyor. dolayısıyla aldığım şarap 18-25 lira arasında olmalıydı. yerli şaraplarda bu fiyat aralığında terra denedim, beğenmedim. bir ara elime hediye turasan şaraplar geldi. çok beğendim ama onlar da +35 sınıfındaymışlar. arada bozcaada'ya gittim. çamlıbağ'ın 15 liralık merlot'su fena değil ama ama lezzeti çok kısa. şarap daha mideye gitmeden tad dilinden uçuveriyor. işte bu arada maddi durumumda küçük bir sarsılma oldu ve tükettiğim şarap fiyatını ister istemez daha da ucuz bir aralığa çekmek durumunda kaldım. bu arada dikmen ile güzel günlerimiz oldu. 1 lt dikmen'e 11 lira veriyordum ve lezzeti kesinlikle çok iyiydi. fakat son dönemde şöyle bir şey öğrendim. lezzet, kaliteye eşit değildi... çünkü son 4 dikmen içişimin ertesinde 3 kere şiddetli baş ağrısı ile uyanmıştım. dikmen'i suçlamak istemezdim ama başka bir sebebi olamazdı. son bir haftadır buzbağ elazığ öküzgözü (15 lira) sevilen merlot (16 lira) ve kavaklıdere ve doluca rozeler (20-25 lira) denedim. bir şişeden fazla içtiğim günler olmasına rağmen ertesi günü zımba gibi kalktığıma göre belki de en iyisi bir süre dikmen'e ara vermek diye düşünüyorum.

üzgünüm dikmen...ama sağlık lezetten önce gelir...

Hellim-Sucuk ŞİŞ







Hellimleri küp küp kestik, küçük de sucuk parçaları. Çeri domates, çarliston biber. Şişe taktık, elektrikli grilin üstüne bıraktık. Bütün bu süreç 15 dakikayı ya aldı ya almadı. Pişmesi de en fazla o kadar. Ev yapımı ekmeğimiz de vardı, domates kurusu ve zeytinli. Lavaşa mı sarsak dedik ama ekmeğimiz ve hellim-sucuk şişlerimiz mükemmel uyum gösterdi. Yanına da son bir haftanın sıcaklarında harika giden doluca rosemizi içtik.

Bundan daha güzel bir yaz akşamı olamaz.



20 Temmuz 2010 Salı

Alt sınıfın bıçkın delikanlısı : "Dikmen"


Dana pirzola postunda bahsettiğim üzere, -ayıptır söylemesi- ete biraz fazla masraf yapınca dedim ki inceldiği yerden kopsun, şarabı da güzelinden içelim. Şimdi güzelinden deyince kastım şu oluyor, son zamanlarda önce maddi durumdan ama sonra tadını çok sevdiğimizden ötürü Kavaklıdere Dikmen'e geçmiştik. Dana pirzola'ya daha iyisi yakışır diyerekten Sarafin Merlot aldım.

Şimdi ukala şarapçıların itirazlarını duyar gibiyim. O ete en azından bir cabernet-merlot kupajı almalıydın diyeceksiniz. Olsun kardeşim benim canım merlot çekti yani hayret bir şey!

Sadede geleyim. Etimiz pişerken sevgilime ve bana birer kadeh Dikmen doldurdum. Maksadım açılışı Dikmen ile yapıp sonra Sarafin Merlot'ya geçip ortamı coşturmak. Fakat ilginç olan şu ki, 1 litresini 11 liraya aldığımız Kalecikkarası bazlı Kavaklıdere Dikmen, 0i75 litresi 43 lira olan Sarafin Merlot'ya kesinlikle ezilmedi. Hatta bence Sarafin'in tek artısı damakta Dikmen'den biraz daha uzun, biraz daha kalıcı bir lezzet bırakmış olmasıydı. Daha önce aynı testi DLC öküzgözü ile de yapmıştık ve Dikmen bu kıyaslamadan yine kafası dik, göğsü dışarıda ayrılmıştı.

Özet olarak Dikmen Sarafin'den iyidir diyemeyeceğim tabii ama ortada caaanım Dikmen varken Sarafin'e 43 lira vermek için biraz saf olmak lazım. Budur.

not: resimdeki nostaljik şişe çok hoşuma gitti. keşke elimde bir tane olsaydı...

Dana pirzola


Çok pahallı. Allah'ım ne pahallı hem de. Hele ki Günaydın'dan alıyorsan. Ama işte bir keresinde büyük adadaki KöşkOrman Otel'de yemiştik. O gün bugündür aklımızdaydı. Otel'in sahibi Cem Bey (ulan iyice Hıncal Uluç & Ayşe Özyılmazel eksenin kayıyor dikkat!) eti Günaydın'dan alıyorum ben, her şeyin en iyisini alıyorum demişti. Kısmet geçen haftayaymış.

Günaydın'dan iki parça dana pirzola aldım. Sizi bana büyükada'dan Cem Bey tavsiye etti dedim. Kasaplar Cem Bey'in ismini duyunca gözleri parladı. İnsan sevgisi ile doludur Cem Bey dediler. Etlerin her birisi 370 gram olsun istermiş. bu konuda titizlikle ısrar edermiş. Böyle işletmeci bulmak gerçekten de zor. Neyse. Biz şimdilik kendi deneyimimize dönelim.

Günaydın'daki kasapların yönlendiriği üzere, tavaya biraz tere yağı koyup ateşi harladık. yağ kızdığı zaman da etleri attık. Beş dakika sonra etleri çevirdik ve bir beş dakika da diğer tarafını ve gerçekten de toplam on dakikada kalın, dövülmemiş pirzolalarımız pişmişti. Ha bu arada tavaya biraz da sarımsak dilimleri attığımızı hatırlatayım.

Tadım kısmına gelecek olursak... Gerçekten çok iyiydi. Dışı tam kıvamında pişmişti ve içi sulu ve yumuşaktı. Eğer etin içinin yumuşak olmasını sevmiyorsanız, kesinlikle bu eti denememek gerekir. Boşuna ziyan etmeyin. Bir daha ki pişirmemizde daha faklı ne yapılabilir diye düşündüğümüz zaman şu notları aldık;

teriyaki sos bu et türüne çok güzel gidebilir. yine ballı hardallı sos yumuşak etlerle çok güzel gidiyor. denenebilir.

şarap için ise ikinci bir post atacağım birazdan.

6 Temmuz 2010 Salı

çırpılmayı bekleyen yumurtalar


çikolata,
çilek
ve
vanilya kokuları
hayal ediyorum sevgilim,

çırpılmayı bekleyen yumurtalar,
serpilmeyi bekleyen fıstıklar
ve
bahçedeki ağacımızda
toplanmayı bekleyen limonlar,
sevgilim,
hepsinin ortasında da
seni hayal ediyorum,
tüm kokuları içine çekmiş,
ve bütün renkere bürünmüşsün,
sevgilim...

mutfağında faren olsam, ister misin?

28 Haziran 2010 Pazartesi

Sedat Milor




fotoğrafta "keyif ve saire" kadrosuna katılan yeni arkadaşımızı görüyorsunuz. sedat milor
(sağdaki) (soldaki fuat saka)

sedat bey birbirinden keyifli yazılarla yakında burada.

21 Haziran 2010 Pazartesi

Kola-fanta-sprite?

Öyle sanıyorum ki hayatımda gördüğüm en sefil şarap menüsü. Mekan anadolu yakasında mantar gibi türeyen "benzin" isimli pub'un kadıköy şubesi. şarabı "kola-fanta-sprite" ruhsuzluğunda menüye koymak da ancak bizim memlekette olurdu herhalde. Şarap da satmayıver kardeşim... Yani bu kadarına yuh!